30.03.2017

ATÖLYE KAFASI

Senelerdir gelir giderim İstanbul'a.. Hiçbiri şu son gidişim kadar keyif vermedi desem... düşündüm de yalan söylemiş olurum:)))  Fakat hakkını vermek lazım, güzeldi.
Genelde yalnız gezerim İstanbul'da. İstanbul'u yenmek gibi bir iddiam olmadı hiç, Haydarpaşa'nın merdivenlerinden  bağırmadım  ama keşfetme isteğim hala baki. Bu sefer, insanlık için küçük ama benim için büyük bir keşfe imza attım. Tabi ki Leyla sayesinde.. ( Hani ŞU  yol arkadaşım. )
Önce Ortaköy'de  kahvaltımızı yaptık bir güzel. Sonra ver elini Balat. Sokaklarının güzelliğini hep duymuş , buna rağmen  gitmeyi hiç akıl etmemiştim. Rotamız belli. Ama biz önce sahil boyu mecburi bir yürüyüş yapıyoruz. İyi ki de yapıyoruz, çünkü hava güzel, günlük güneşlik, deniz sakin.Manzara muhteşem.

Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü, bitki, açık hava ve doğa

Görüntünün olası içeriği: okyanus, gökyüzü, açık hava, su ve doğa

Görüntünün olası içeriği: okyanus, gökyüzü, açık hava, su ve doğa

Görüntünün olası içeriği: okyanus, gökyüzü, açık hava, doğa ve su

Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü, bitki, çim, açık hava ve doğa

Görüntünün olası içeriği: ağaç, gökyüzü, açık hava ve doğa

Yeni bir yer görmenin heyecanı olmasa, kilometrelerce yürüyebilirdik. Vakit darlığı da  ayrı problemdi tabi. Sonunda  Leyla'nın  " hadi, hadiiii" çekiştirmelerine  dayanamayıp, fotoğraf çekmeyi bıraktım. Sonra vay efendim Türkiye'de insanların yetenekleri gizli kalıyor.İzin vermiyorsunuz ki yeteneğimizi açığa çıkaralım...
Neyse, karşılıklı söylenerek nihayet  Atölye Kafası'na  geldik. Oh may gat ( İşte bu mikemmel ingilizcemin mimarı 1masalgibi.blogspot.com ) İçeri girer girmez adeta büyülendik.  Rengarenk  her yer,incelemeye,uzun uzun bakmaya ve fotoğrafını çekmeye değer.  En güzel tarafı da samimi bir ortam olması . Çok hoşuma gidince,  geri dönüş yolunda netten araştırdım. Ekşi sözlüğün yalancısıyım, insanlar soba üstünde kestane bile pişirirlermiş burada :) 

Otomatik alternatif metin yok.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor ve iç mekan

Otomatik alternatif metin yok.

Otomatik alternatif metin yok.

Görüntünün olası içeriği: yiyecek

Görüntünün olası içeriği: açık hava


Herkesin kendi dünyasına daldığı, kimsenin kimseyi bakışlarıyla rahatsız etmediği bir yer Atölye Kafası. Her türden insan görmek mümkün. Öğrencisinden ev hanımına,  entelinden  sevdalısına kadar. ( Sobanın önünde bir çift vardı, kalkmak bilmediler.. Çıkın ele ele sokakları dolaşın, denizde martılara ekmek atın di mi ama ) 
En güzel tarafı da  aynı zamanda beğendiğiniz her türlü eşyayı  satın alabiliyor olmanız.İnsan dingin geçen saatlerin hatırası olarak  ufak da olsa bi'şeyler almak ister elbette.

Görüntünün olası içeriği: masa

Anladığım kadarıyla haftanın belli günlerinde çeşitli aktiviteleri de var. Söyleşiler, canlı müzik... gibi.
Bize denk gelmedi, tabi ki şimdilik.  Bir daha,  bir daha  gitmek isterim çünkü .

Otomatik alternatif metin yok.

Görüntünün olası içeriği: oturan insanlar ve iç mekan

Görüntünün olası içeriği: oturan insanlar, masa ve iç mekan

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, iç mekan

Otomatik alternatif metin yok.

Görüntünün olası içeriği: iç mekan

Görüntünün olası içeriği: ayakkabılar

Güzel bir gündü. Etrafımıza hayran hayran bakarken kahvelerimizi içtik. 

Görüntünün olası içeriği: kahve, kahve fincanı ve içecek

Çok hayıflandım, şimdiye kadar gelmediğim için.  Sakın ola imkanınız varsa kaçırmayın, mutlaka gidin , o havayı teneffüs edin derim...
Sevgiler...

18.02.2017

ısınma turu...

Kaç kez oturdum şu pc başına da , derleyip toparlayamadım o minnak beynimin içinde dolaşanları.Ekran bana baktı, ben göz göze gelmekten  hicap ettiğimden   kaçırdım gözlerimi.
Bu arada yazmayalı aylar olmuş.Geri dönmek  öyle sandığınız kadar kolay olmuyor işte. Yaşadıkça yazılacaklar birikiyor ama kelimelere dökmek zorlaşıyor. Neyse ki sevgili Emine  mimledi de yazmak için bahanem oldu. İnstagramdan takip  ediyorum paylaşımlarını , yüzümü güldürüyor bu kız benim.
Mimin  , daha doğrusu akımın konusu " reklamlardaki gibi olmayan şeyler"... Tabi hanım kızımız belgelerle gelin bana dediği için, bu konuyu ilerleyen günlere bırakıyorum :) Konu aklımda  ama fotoğraf yok.
Ben iyisi mi Deeptone 'nun mimini cevaplayayım.

1-Sihirli bir değneğin olsa hayatında hangi anı değiştirmek isterdin?
Kırar atardım. Cidden. 
Belki böyle bir soruyu cevaplamak için yanlış bir ruh hali içindeyim.Belki de en doğru zaman, bilmiyorum. Elimde en azından  bildiğim bir hayat var. İyi, kötü, güzel çirkin, doğru ,yanlış her anına vakıf olduğum bir hayat. Bir "an"ını  değiştirirsem  neyle karşılaşacağımı  bilmiyorum ki. Ya değiştirdiğimden daha kötü olursa  ?  Hem bu hayat benim eserim ya. Her anında "ben" varım. Benim acılarım, benim pişmanlıklarım, benim mutluluklarım  var. Hepsinde benden izler var. Onlara nasıl kıyarım . Bir bilinmezle nasıl değiştiririm. Yama gibi durmaz mı ? 

2- Küçükken ,büyüyünce ne olmak isterdin? Şu an mesleğin ne ?
Öğretmenlik hayalimdi.  Edebiyat ya da matematik. Her iki alanı seviyorum. Edebiyat belki biraz ağır basıyor olabilir.  Bir ara doktorluk da araya girdi ama, ben eşit ağırlıktan yana kullandım şansımı. Hukuk okudum.

3- Burçlara inanır mısın? Burcunun özelliklerini taşıyor musun ?
Burçlara inanırım.Ama  gazetelerdeki günlük burçları okumam, inanmam da. İkizlerim. Yükselenim yengeç. Burcumun özelliklerini taşıyorum  sanırım. En azından büyük bölümünü. (Yazdım sildim burada taşıdığım özellikleri. Malum en güzel iki burcu  taşıyan bünye elbette mükemmel insan tipi olacak :) ) Aşırının aşırısı duygusallığım yengeç burcundan . Genelde kindarlık olarak değerlendirilse de , ki ben asla kabul etmiyorum, çok kırıldığımda tamirim mümkün olmuyor. Daha bugün   düşündüğüm için bu ayrıntıyı şeeyettim.
Ben "hep sonradan sonradan" dahil olduğum için bu etkinliklere ve uzun süredir okuyamadığım için blogları, tekrar olmasın diye  isteyen yapsın diyorum  Deep gibi :) 
Kalın sağlıcakla ...


29.11.2016

NE DERSİN SEVGİLİ?

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, yürüyen insanlar, ayakkabılar, gece ve açık hava

İyileşir miyiz sevgili ? 
yaralarımız bu kadar tazeyken,
kabuk tutması imkansızken,
iyileşir miyiz ?
bahar bahçe olur mu gönül evimiz ?
ne olur söyle ! 
" biz de  çiçek devşiririz,
gün olur, gök kuşağının altından geçeriz"
söyle sevgili,
biz de iyileşir miyiz ?
tadına varır mıyız bölüştüğümüz  bir dilim ekmeğin?
aynı tasa kaşık sallarken,
içimiz huzurla dolar mı ?
sevgili,
sevgilim,
sen hiç susma
isterse kan damlasın sözlerinden
yeter ki arın, arınalım öfkeden...
biz iyileşir miyiz sevgili?
rüzgar bırakır mı savurmayı,
merhem olacak o sözü  biz de bulur muyuz ?
zamanı en güvende olduğumuz an'da durdurur muyuz 
söyle sevgili,
kabus görmekten  korkmadan uyur muyuz
ölmeden cennete kavuşur muyuz ?
biz de iyileşir miyiz dersin sevgili
güne hüzün mayalayarak  başlamaktan vazgeçer miyiz ?
mutluluktan şımarmış çocuk sevimliliği oturur mu çehremize?
küheylanlar gibi çatalarcasına koşar mıyız özgürce,
kırar mıyız  ruhumuzun zincirlerini, 
yalanlarla avunmaktan kurtulur muyuz ?
gönül kafesimizde  kuşlar cıvıldar mı ?
nasır tutmuş yüreğimiz yumuşar mı ?
gökten yağmur  yerine sevgi yağsa, bu ıssız yüreğimiz doyar mı ?
sevgili... biz de iyileşir miyiz ? 
ne dersin ? 


10.11.2016

MİM / 1

Hepinize teessüflerimi sunarak başlıyorum  yazıma.İnsan nerede bu telve der,merak eder, arar,sorar. Tabi alıştınız ara ara ortadan kaybolmalarıma. Ölsem kalsam ruhunuz duymayacak..
Neyse ki gezip  tozduğum için  sitem etmeye hakkım yok. İstanbul' da 10 gün kaldıktan sonra azıcık nefes almak için İzmir'e uğradım. Sonra Antep mi Hatay mı  derken, önce Hatay sonra Antep dedim. Öyle çok sevdim ki Hatay'ı, acaba burada mı kalsam diye düşündüm bir ara. Hayatımın en güzel ve en keyifli gezilerinden biriydi. Belki bir ara yazarım  uzun uzun. İnstagramda  takip edenler az biraz gördüler çektiğim fotoğrafları ama, fazla açıklama yapmadım tabi ki.
Sınavlar yaklaştı. Biraz ders çalışmam lazım . Nasıl da hızlı geçiyor zaman. 4.sınıf  bitecek bu sene ve mezun olacağım. İnanılır gibi değil. Kusura bakma Levent, ben hızımı alamadım, felsefeye  geçiş yapacağım. Ama kesinlikle Auzefle devam etmiyeceğim...
.....
Sevgili Narda mimlemiş beni.En sevdiğim 15 kitabı yazacakmışım. Hangilerini severdim acep demeden, aklıma gelenleri yazacağım. Ben sevmediklerimi yarıda bırakıyorum zaten:)

1. Çalıkuşu                                      / Reşat Nuri Güntekin
2  İle                                                 / Oruç Aruoba
3. Oblomov                                      / İvan Gonçarov
4. Bir Gün Tek Başına                     / Vedat Türkali
5. Beyaz Kale                                   / Orhan Pamuk
6. Kürk Mantolu Madonna               /  Sabahattin Ali
7. Martı                                             / Richard Bach
8. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat / Stefan Zweig
9. Sevgili Arsız Ölüm                       /  Latife Tekin
10. İki Yeşil Su Samuru                   / Buket Uzuner
11.Cengiz Aytmatov                         / Cemile
12.İsyan GünlerindeAşk                  / Ahmet Altan
13.Kılıç Yarası Gibi                         / Ahmet Altan
14. Başkaldıran Ruhlar                    / HalilCibran
15. 1984 - Hayvan Çiftliği               / George Orwell
16.Ölü Ozanlar Derneği                  / Kleinbaum

2 tanesi de benden hediye olsun. Aklıma geldi, yazmadan geçemedim. Muhakkak  sonradan aklıma başka kitaplar gelecek,şunu da yazsaydım diyeceğim...
Filmleri de en kısa zamanda yazmayı umut ediyorum.
Kimleri mimlediğime gelince, gerçekten merak ettiklerim var. Ne okurlar, nelerden etkilenirler...

oku bakayım
Kafkaya mektuplar 
Nalanca
Değmesin Yağlı Boya
Didemika

Şimdilik bu kadar.... Sonradan ekleme yapma hakkımı saklı tutuyorum :)

27.10.2016

YALNIZIM...YALNIZIM....

Kılavuzum ol !!
hey, yolunu kaybetmiş
ya da hiç bulamamış,
belki de yolundan çıkmış yolcu
Kılavuzum ol !!
ne gittiğin yer önemli,
ne de gitmek istediğin..
bir  nefestir istediğim
kendimizce  bir yol tutar gideriz
nasılsa menzil belli
bir adım   ötede bekler ölüm meleği.

Bizi ne  acılar saklar
ne de ipten alır pişmanlıklar
"ferman  vicdanımızındır"
O, hele bi' önce kendisini aklasın
cesareti varsa karşımıza çıksın
nasıl sustuğunu,
göz yumduğunu,
ve dahi çanak tuttuğunu
bir bir anlatsın

Kılavuzum ol !!
yol uzun
tek başıma kayboluyorum
ne vakit niyetlensem,
yolumu bulamıyorum...

Kılavuzum ol !!
kimseye  borcum yok, çocukluğumdan başka,
onu da ödemeye gücüm yetmez biliyorum
şimdi akşam olsa,karanlık çökse
diken diken olur tüylerim
bilirim ki,  başıma üşüşmekte
unutmak isteyip de, her gün  yinelenen ezberlerim..

Vazgeçtim yoldan, yola çıkmaktan,
Gücüm yok, hepsini o son  adıma sakladım.
arkanı dönüp gidersen anlarım
ne de olsa kabullendim ve alıştım
yalnızım...
yalnızım...


26.10.2016

HER YAŞIN AYRI BİR GÜZELLİĞİ VARDI DEĞİL Mİ ?

Ben metroya doğru gidiyordum, O yenice inmiş, bana doğru geliyordu. Sanırım  15 saniye kadar  gördüm, yanımdan geçip gitti. Kendime hakim olamadım ve geriye dönüp baktım bir süre daha...
Her iddiasına varım ki  80 yaşından  aşağı değildi. Vişne çürüğü , dizlerinden az aşağıda elbisesi, üzerinde krem rengi hırkası, aynı renk beresi... Beresinden 3-4 parmak taşan  kemik beyazı lüle lüle saçları.. Elinde bastonu.. Ayağında üzeri tamamiyle simle kaplı ayakkabısı...
O kadar tatlı, o kadar dingin  ve yaşına göre  o kadar sağlıklı görünüyordu ki...
Etkilenmemek mümkün değildi...

6.10.2016

HER ŞERDE BİR HAYIR VARDIR DERLER.... PEKİ YA BAŞKALARI İÇİN HALA ŞERSE ?

2011 Yılında avukatlıktan hakimliğe geçiş sınavına girmek için başvurmuştum. Önümde bir aydan kısa bir süre vardı. Gerekli belgeleri hazırlamak ve ders materyallerini temin etmek de bu süreye dahil. 24 saatlik günün en az 18-20 saati çalıştım. Çok fazla anlam yüklemiştim bu sınava. Artık kazanınca boyum mu uzayacaktı, başım göğe mi erecekti bilemiyorum :) Büyük şehirde yaşıyordum ama çalıkuşu misali, Anadolu'nun ücra bir ilçesinde görev yapacak olma ihtimali bile sevimli geliyordu.  Sınav günü geldi çattı. Gayet rahat ve kendimden emin   başladım . Matemetiğim iyiydi ama 2 soru harici diğerlerini yapamadım. Cevabından emin olduğum  bir kaç soruya yanlış cevap verdim.  Sınav sonrasında  sürenin  yetmediğinden şikayet edenler epey çoktu, oysa ben 25 dakika önce bitirmiştim. Soruları   tartışırken bir çok soruya verdiğim cevabı geçtim, sorunun kendisini hatırlamıyordum. Mülakata girmek için 70 almak gerekiyordu, 63,5 alarak kalmıştım. Aman bi üzüldüm bi üzüldüm, anlatamam. Üşenmesem depresyona girecektim..O derece düşünün. 
Kimilerine göre darbe,kimilerine göre kalkışma  bana göre vicdansızlık, ötekine göre vatana ihanet.... adı her ne ise .. İşte malum kara geceden sonra , 2011 yılında sınavı kazanıp hakim / savcı olanların hepsi görevden uzaklaştırıldı, gözaltına alındı,tutuklananlar, görevden ihraç edilenler.... Hatta mülakatı geçemediği için hakim / savcı olamamış bir avukatı, sırf o sınavda yüksek puan aldığı için, soru çaldığı gerekçesiyle gözaltına aldıklarını ikinci ağızdan duydum. 
.....
Bilenleriniz vardır mutlaka, Bornova'da oturuyorum. Ege üniversitesi, Yaşar üniversitesi sayesinde öğrencilerin çoğunlukta olduğu bir yer. Dolayısıyla öğrenci yurtları da oldukça bol. Yurtlardan birinin müdürü anlatmış arkadaşıma. 35 yaşlarında bir bayan temizlik işçisi olmak için başvurmuş. Görüşme neticesinde  işe alınmış, sigortası için gerekli belgeler / bilgiler gönderilmiş..  SSK'dan  " resmi bir kurumda çalışmaz" minvalinde yazı gelmiş.  Merak edip, kadını çağırmış ve sormuş müdür . Cevap " ben hakimdim. Ancak görevime son verildi. Eşim tutuklu. Çocuklarımın nafakasını kazanmak için bu işe başvurmuştum "  bir hakimin temizlik işçiliğine  düşmesi ne kadar acı demiyeceğim.  Bana göre işin iyisi kötüsü yoktur.  Kazancın haramı helali vardır.  Elbette  psikolojik olarak zor gelmiştir, bilemem. Ama alnının teriyle  para kazanmak isteyen, zor durumda kalan bir kadının tüm çıkış yollarını kapatmak ne derece hakkaniyete uygun , tartışılır. Sadece  bir sınavda yüksek puan almış olmak , " darbeci"  veya " terör örgütü üyesi" damgası  yemek için yeterli midir ? 
Kötü şeyler oluyor....
Kurusu da yaşı da yanıyor.... Dua edelim o yangın  bir an önce sönsün... Masumların başı yanmasın...